21 Nisan 2021 Çarşamba

VENEVİK’TE BİR TÜRK HANI:FONDACO DEİ TURKCHİ

VENEVİK’TE BİR TÜRK HANI:FONDACO DEİ TURKCHİ







 

İtalya’nın Kuzeydoğusunda Po ve Piave nehirlerinin deltaları arasında 117 adanın üzerine kurulan Venedik şehri sadece doğal güzellikleri ile değil aynı zamanda tarihi mimarisi ve sanat eserleriyle ile dünyaca ünlü bir turizm merkezi haline gelmiştir. Şehrin tarihi izleri VI. yüzyılına kadar inmektedir. Doğu Roma’ya bağlı olarak geliştiğinden Doğu’nun en batıdaki ve Batı’nın en doğudaki şehri diye anılır. İncilin derleyicilerinden Aziz Markos’un mezarının Venedik’e getirilmesi ile daha önemli bir şehir haline gelmiş ve onun adıyla anılmaya başlanmıştır.

Venedik’i önemli kılan unsurlardan biriside Hiç şüphesiz ticarettir. Cumhuriyet, Ortacağ, Rönesans dönemi boyunca önemli bir deniz gücü ve finans merkezi haline gelmiştir. Avrupa’nın Atlantik kıyılarına kadar hareketli bir ticaret ağı oluşturmuş ve bundan dolayı da önemli bir kent haline gelmiştir. Venedik, Kurulduğu ilk günden beri Müslüman devletlerle ticari ilişkilerde bulunmuştur. Venedik özellikle Ortaçağ dönemine geldiği zaman şehrin idarecileri gerçek bir ticaret ağı kurmuşlardı.

Akdeniz havzasından uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ticaret yaptılar. Mısır’da Eyyübiler, Memlüklüler, Anadolu’da Selçuklular, Menteşe ve Aydınoğulları beylikleri Karadeniz’in kuzeyinde Kırım Tatarları gibi devletlerle ticaret yapmışlardır. Venediklilerin Osmanlı ile teması 1350’li yıllarına rast gelmektedir. İki ülke arasındaki ilk ticari antlaşma 1390’da I.Beyazıd’ın onaylamasıyla yapılmıştır. Her iki ülke arasındaki ticari seyahetleri karşılıklı bir şekilde yapılmaktaydı. Bir Venedik listesine göre 1360 martın da Marino Venier ve Leonardo Contarini Edirne’nin fethinden dolayı I.Murad’ı tebrik için gönderilmişti. Osmanlı Elçilerinin ve Tüccarların Venedik şehrine ziyaretleri bu tarihlerden sonra sık sık olmaya başlamıştı. Saraydan giden görevliler bizzat padişahın isteklerini getirmek için gittikleri de oluyordu. İşte bu Seyahatler zamanla Türklerin Venedik’te iz bırakmasına neden olmuştur. Saray ve Devlet ricali adına giden ya da herhangi bir malı satmak gayesiyle gönderilen Türkler büyük gruplar halinde Venedik pazarlarında bulunurlardı. Aylardır burada kalan Türk tüccarların birde burada konaklama ihtiyaçları oluyordu. Venedik hükümeti usül gereğince Türk tüccarlar için bir arada oturabilecekleri özel bir ikametgah göstermek durumunda kalmıştı.

Senato’nun kararıyla Rialto’da harap San Mattea Kilisesine bitişik olan  Sen Bortolo Vendramin adlı bir han bulundu geniş ve rahat olan bu yerde Türklerin Vazgeçemeyeceği  Hamam yapısı da bulunmaktaydı.1620’li yıllara gelindiğinde Türkler o binaya sığmaz hale gelmişti ve bugün ‘’Fondaco dei Turchi’’ adı verilen Ferrara Dukasının evine yerleşilmişti. Venedik’te şehre ayak basılan Piazzale Roma (Roma meydanı) veya Büyük kanal üzerinden San Marco’ya yol alındığında karşınıza çıkacaktır.

Yapı Bizans-Arap ve Ortaçağ İtalyan mimarisindeki izlerle sentez oluşturmaktadır. Bu yer Türklerin ticaret merkezi olarak anılan ve uzun yıllar konakladıkları yerlerden en önemlisi ve ayakta kalanıdır. Türklerin bu yapıdaki izlerini Bugün halen daha görebilirsiniz. Günümüzde Doğa Tarihi Müzesine ev sahipliği yapmaktadır.

 









 

 

 

Mehmet SANCAK





 

İBNİ HALDUN VE ŞEHİR - 1

 

İBNİ HALDUN VE ŞEHİR - 1

 

 





14.yy’da İslam Medeniyetinin yetiştirmiş olduğu en önemli Sosyolog ve Tarihçilerden ola ibni Haldun’un görüşleri yüzyıllar geçmesine rağmen güncelliğini korumaktadır. Ancak Yine İbni Haldun'un ifadesi olan ‘’ Çoğrafya kaderdir’’ sözü ışığında şehirleşme ile alakalı söylemiş oldukları her Coğrafya’da aynı unsururları ve ve olguları taşımayabilir. Öncelikle İbni Haldun İnsanları ikiye ayırmaktadır Bedevilik (Göçebilik) Hadarilik (Yerleşiklik) Göçebe ve yerleşik hayat tarzının hem doğal hem de zorunlu aşamalardan geçtiğini ve Ne zamanki insanların  istediklerinden daha çok kazanma hırsına düştüler o zaman yerleşik hayat geçmeye başladılar. Çünkü ister Yerleşik Hayat olsun İster Göçebelik insanın geçim derdini maddiyat oluşturmaktadır.

Toplumlar her ne kadar Vatanları diye topraklarında kalsa da Ekonomik anlamda Yıllar boyu sürebilecek gurbet hayatını yaşayabilmektedir. İbni Haldun’a göre insanlık ,yerleşik hayata geçtikden sonra önce köyler ve kasabalar daha sonrada kalabalık nufüsları barındıran şehirler kurmaya başlamıştır. Ancak İbni Haldun için Şehirliyi anlamak için bedevilik (köylüleşme) kavramını iyi anlamak gerekmektedir. Şehirli yaşam bedeviliğin bir uzantısıdır, Bedevilik insan için şehirliliğe geçiştir. Bedeviliğin Şehirlileşmeden önce geldiğini vurgulamaktadır Bedevi toplumlarda yanı kırsal yerleşimlerde asabiyet ( beraberlik, yardımlaşma) ruhunun daha yoğun olduğunu ifae etmektedir. Başlangıçta bütün insanlar bedevidir ancak Sosyal statü gereği ve daha çok Maddi kazanç elde etmek isteyenler şehirlere göçmektedir. Ancak zarurı ihtiyaçtan dolayı şehirlere göçtüklerinden dolayı Şehirde Mecburen katlanmaları gereken bir toplum vardır. İbni Haldun şehirleri bedevilerin kurduğunu ve bedeviliğin şehirlilikten daha eski olduğunu ifade eder.

                    

 

 

Şehirlinin bedevilerden daha az cesur ve hatta güvenlik ve bir takım ihtiyaçlar konusunda ona muhtaç olduğunu anlatırken tüm bu kişilik özelliklerinin tabiat ve mizacı değil İnsanın imkanları ve alışkanlıkları olduğunu söyler. Yani aslında kişi içinde bulunduğu şartların etkisi altında ve onun şekillendirmesinde tamamıyla edilgendir. İnsan zamanla alışkanlık haline getirdiği durum zamanla onun için bir ahlak hatta bir meleke haline gelir. Tüm bunlara karşın bedeviler Şehirlilere göre daha eksiktir. Asgari geçimlerini bile karşılamak için şehirliye muhtaç olan bedevi ona mahkumdur. Ona bağlanmak ve hatta çağırdığı zaman gitmek zorundadır.

 

 

 Şehirler kurucularının bakış açıları, iklim ve coğrafi şartların etkisiyle şekillenir. Her şehrin bir ruhu vardır sözü aslında Şehri bina edenlerin kültürel birikimidir buda doğal itibari ile Şehirlerin ruhunu yansımaktadır. Şehirler yapılırken İklim ve Coğrafi şartlar önemlidir bu unsurlar Şehirleşme kültürünü de oraya koymaktadır. Şehir verimli topraklar üzerinde ve inşaat için malzemenin bol olduğu yerlerde kurulursa doğal ve daha büyük gelişken bir şehir olacağını da ifade etmektedir. İbni Haldun’a göre Bir toplumun siyasal örgütlenmesi ile Şehirlerin kurulumu arasında çok sıkı bir bağ vardır. Kent ve Kasabaların kuruluşu, Devletlerin kuruluşundan önce olup söz konusu yerleşim birimleri devletin ikinci evresinde gelişirler. Şehir ve Devletin ömrü doğru orantılıdır. Eğer devlerin ömrü kısa olup yıkılırsa şehrin imarı durur ve giderek yıkılmaya yüz tutar. Aksi durumda devletin ömrü uzun olursa kale, hisar, köşk gibi büyük bina ve yapıları inşa edilmesinin ardı arkası kesilmeden devam eder, nufüs artar pazarlar ve şehirler genişleyip gider Birçok İslam medeniyetine ev sahibi yapmış kentler bu şekilde gelişmiştir eğer kentlerin etrafında ve civarında dağlar ve verimli topraklar bulunursa o zaman o şehirler varlıklarını sürdürebilirler. uygun çevresel ve ekonomik olanaklara sahip olmayan kentlerin bayındırlığı kısa zamanda kaybolur. Mevcut devletlerin yıkılmasıyla birlikte kentleri yıkılmaktan kurtaran bir başka faktörde, yeni kurulan devletin bir kenti kendisine başkent olarak seçmesidir.

 

ibni Haldun, Kentlerin kuruluşu sırasında bazı koşullara uyulması gerektiğini söyler. Bunlardan bazıları ‘’Zararlardan sakınmak için bütün ev barınakların etrafının sur ve duvarlarla cevrilmelidir. Şehir asılması ve çıkılması zor olan bir binanın tepesinde bina edilmeli yada yapılan inşanın etrafı sularla çevrili olmalıdır’’ der Ancak burada görülmektedir ki İbni Haldun bu kavramı Şüphesiz Ortacağ Dünyası için kullanmıştır. Çünki bu ihtiyaçların çoğu savaşçı toplumlar içindir.Şehirin kurulması ile alakalı bahsetmiş olduğu ve üzerine durduğu diğer kavramlardan biriside Şehrin sağlık durumudur. Ona göre ‘’ Şehirin havası hoş ve temiz olmalı, Şehrin havası hastalıklı ve zararlı olan sular ve yahutta pis kokulu su yatakları rutubetli Çayırların yanına kurulursa İnsanla ve hayvanlar Çok çabuk hastalanabilir.’’ İbni Haldun Şehirlerle alakalı ‘’Kentin Etrafında tarım için elverişli ve verimli topraklar bulunmalı, kentin kuruluşu ve kentsel yaşam için elzem olan yakıt ve yapı malzemeleri de kentten çok uzaklarda olmalı, kentin ırmak ve deniz kenarında kurulması, ulaşım ve nakliyat sorunu’ da Çözmektedir.’’ Önerilerinde bulunmaktadır. Arapların ,İslamiyet’in ilk Çağlarında Irak’ta ve Kuzey Afrika’da Şehirler kurarken, bu Şartlara pek uymamışlardır. Bu Yüzden kurulan şehirler, çabucak yıkılmaya yüz tutumuşlardır. Afrika da Keyrevan Şehri gibi basra, küfe gibi şehirler örnek gösterilmektedir.

 

 




Mehmet SANCAK

 

 

 

 

                

 

William of Rubruck’un Orta Asya ve Kırgızistan Coğrafyasına Dair Seyahatleri

 William of Rubruck’un Orta Asya ve Kırgızistan Coğrafyasına Dair Seyahatleri                                                               ...