William of Rubruck’un Orta Asya ve Kırgızistan Coğrafyasına Dair Seyahatleri
Mehmet SANCAK
- yüzyıl,
Avrasya tarihinin en hareketli ve dönüştürücü dönemlerinden biridir. Moğol
İmparatorluğu’nun kısa sürede Çin’den Doğu Avrupa’ya uzanan geniş bir
coğrafyada hâkimiyet kurması, yalnızca siyasi dengeleri değil, aynı
zamanda kültürel ve entelektüel temasları da derinden etkilemiştir. Bu
dönemde Batı dünyası, Orta Asya’yı uzun süredir çevreleyen efsanelerin
ötesinde tanımaya başlamış; seyyahlar, misyonerler ve elçiler Moğol
topraklarına doğru yola çıkmıştır. Bu isimler arasında en dikkat çekici
figürlerden biri, Fransız kökenli bir Fransisken rahibi olan William of
Rubruck’tur.
Rubruck’un 1253–1255 yılları arasında gerçekleştirdiği
seyahat, yalnızca diplomatik veya dinî bir misyon olarak değil; ayrıntılı
gözlemleri, etnografik tasvirleri ve coğrafi betimlemeleriyle Orta Asya’nın
tarihine ışık tutan bir belge niteliği taşır. Onun anlatıları, bugünkü
Kırgızistan topraklarını da kapsayan geniş Orta Asya coğrafyasını anlamak
açısından son derece değerlidir.
William of Rubruck, Fransa Kralı IX. Louis tarafından resmî
bir elçi sıfatıyla değil, daha çok dinî ve keşif amaçlı bir görevle
Moğol topraklarına gönderilmiştir. Temel hedefi, Moğollar arasında
Hristiyanlığı yaymak ve aynı zamanda onların inanç dünyasını yerinde
gözlemlemektir. Bununla birlikte Rubruck, selefleri olan Giovanni da Pian del
Carpine gibi yalnızca siyasi raporlar sunmakla yetinmemiş; geçtiği bölgelerdeki
halkların yaşam tarzlarını, inançlarını, ekonomik faaliyetlerini ve coğrafi
koşulları ayrıntılı biçimde kayda geçirmiştir.
Seyahati sırasında tuttuğu notlar daha sonra “Itinerarium”
(Seyahatname) adıyla kaleme alınmış ve Orta Çağ Avrupası’nda Orta Asya hakkında
yazılmış en güvenilir metinlerden biri olarak kabul edilmiştir.
Orta Asya’ya Yolculuk ve Gözlemler
Rubruck’un yolculuğu Karadeniz’in kuzeyinden başlamış, Volga
havzası ve bozkır kuşağı üzerinden Orta Asya’nın içlerine doğru ilerlemiştir.
Seyyah, bu süreçte geniş bozkırları, göçebe kabileleri ve Moğol yönetim
sistemini yakından gözlemleme fırsatı bulmuştur. Rubruck, bozkırların
sınırsızlığı karşısındaki şaşkınlığını şu sözlerle dile getirir:
“Bu ülkelerde ne şehir duvarları ne de sınırlar vardır;
insan, göğün altında sonsuz bir deniz üzerinde ilerliyormuş gibi hisseder.”¹
Rubruck’un dikkatini çeken en önemli hususlardan biri,
göçebe toplumların mekân algısıdır. Ona göre Orta Asya bozkırlarında
şehir sınırları yerine mevsimlere göre değişen obalar ve yaylak–kışlak düzeni
hâkimdir. Bu gözlem, Orta Asya Türk ve Moğol kültürünün temel yapısını anlamak
açısından son derece önemlidir.
Ayrıca Rubruck, Moğolların dinî hoşgörüsüne özel bir vurgu
yapar. Farklı inanç mensuplarının aynı siyasi yapı içinde bir arada yaşamasını
şu ifadelerle aktarır:
“Moğollar arasında Hristiyanlar, Müslümanlar ve putperestler
yan yana yaşar; her biri kendi inancını serbestçe yerine getirir.”²
Bu çok dinli ortam, Orta Asya’nın tarihsel olarak bir inançlar
kavşağı olduğunu göstermektedir.
Kırgızistan Coğrafyası ve Tiyan-Şan Çevresi
William of Rubruck’un seyahat güzergâhı doğrudan bugünkü
Kırgızistan şehir merkezlerini kapsamaz; ancak Tiyan-Şan dağları, Çüy ve
Issık Göl havzasına yakın bölgeler, onun anlatılarında dolaylı olarak yer
alır. Rubruck, yüksek dağlar ve sert iklim koşulları hakkında şunları söyler:
“Dağlar o kadar yüksektir ki, yaz ortasında bile zirveler
karla örtülüdür; bu topraklarda yaşam, dayanıklılık ister.”³
Rubruck’un söz ettiği bu coğrafi koşullar, günümüz
Kırgızistan coğrafyasıyla büyük ölçüde örtüşmektedir.
Rubruck, bu bölgelerde yaşayan halkların büyük ölçüde göçebe
hayvancılıkla geçindiğini, atın ise yalnızca bir ulaşım aracı değil, aynı
zamanda toplumsal statünün göstergesi olduğunu vurgular. At kültürüne dair
gözlemi dikkat çekicidir
“Onlar için at, hem servet hem de güçtür; bir adamın değeri,
sahip olduğu atlarla ölçülür.”⁴
Ayrıca seyyah, dağlık bölgelerde yaşayan toplulukların
savaşçı özelliklerine ve sert doğaya karşı geliştirdikleri dayanıklılıklarına
dikkat çeker. Sert coğrafi koşulların, bu halkların fiziksel ve kültürel
yapısını şekillendirdiğini belirtir.
Rubruck’un metnini değerli kılan unsurlardan biri de etnografik
ayrıntılara verdiği önemdir. O, göçebe çadırlarını (yurt), süt ürünlerine
dayalı beslenme biçimini ve günlük yaşam pratiklerini ayrıntılı şekilde
betimler. Özellikle kımız benzeri içecekler ve et tüketimi üzerine yaptığı
açıklamalar, Orta Asya Türk kültürüyle büyük paralellik gösterir.
Rubruck’un gözlemlerinde dikkat çeken bir diğer unsur,
kadınların toplumsal hayattaki konumudur. Göçebe toplumlarda kadınların üretim
ve aile düzeni içindeki aktif rolü, seyyahın özellikle vurguladığı konular
arasındadır.
William of Rubruck’un seyahatnamesi, Kırgızistan ve genel
olarak Orta Asya tarihi açısından birincil kaynak niteliği taşır. Onun
anlatıları, bölgenin 13. yüzyıldaki sosyal yapısını, inanç dünyasını ve
ekonomik ilişkilerini anlamamıza imkân tanır.
Özellikle Çinli ve İslam kaynaklarının yanında, Batı kökenli
bir gözlemcinin Orta Asya’yı nasıl algıladığını göstermesi bakımından
Rubruck’un metni benzersizdir. Bu anlatılar, Orta Asya’nın yalnızca Doğu–Batı
arasında bir geçiş alanı değil, başlı başına özgün bir kültürel dünya olduğunu
ortaya koyar.
William of Rubruck’un Orta Asya seyahati, Batı dünyasının bu
geniş coğrafyayı gerçekçi biçimde tanımasına katkı sağlayan en önemli
adımlardan biridir. Onun gözlemleri, bugünkü Kırgızistan topraklarını da
kapsayan Orta Asya’nın 13. yüzyıldaki sosyal, kültürel ve coğrafi yapısını
anlamamız açısından büyük önem taşır.
Rubruck, bir misyoner olmasına rağmen, önyargıdan uzak ve
gözleme dayalı anlatımıyla çağının ötesine geçmiştir. Kendi ifadesiyle,
gördüklerini aktarmayı bir görev saymıştır:
“Ben, bana anlatılanları değil, gözlerimle gördüklerimi
yazdım.”⁵
Bu yönüyle Rubruck, yalnızca bir seyyah değil, aynı zamanda
Orta Asya’nın erken dönem etnografı olarak değerlendirilebilir.
Dipnotlar
- William
of Rubruck, Itinerarium, çev. Peter Jackson, London, 1990.










